Main logo
Sepetim
Sepetinizde ürün bulunmuyor.
Image
Stål Crew | kahve

Saraydan Sokağa, Yemen’den Viyana’ya: Bir Fincan Tarih

Bugün herhangi bir kafede önünüze gelen o köpüklü Türk kahvesini yudumlarken, aslında 500 yıllık bir mirası tadıyorsunuz. Bu küçük fincan, imparatorluk sınırlarını aşan, Avrupa kültürünü derinden sarsan ve sosyalleşme kavramını baştan aşağı değiştiren sessiz bir devrimcidir.

Peki, Yemen’den çıkan bu gizemli çekirdek nasıl oldu da "Türk Kahvesi" adını alıp dünyanın en saygın içeceklerinden biri haline geldi? Gelin, kahvenin dumanı üstünde tüten tarihine bir yolculuğa çıkalım.

1. Yemen Valisi ve Muhteşem Süleyman’ın Tanışması

Hikayemiz 16. yüzyılda, Kanuni Sultan Süleyman döneminde başlıyor. O dönemde Yemen Valisi olan Özdemir Paşa, Yemen’de tadıp hayran kaldığı bu kahverengi çekirdekleri İstanbul’a, Payitaht’a getirir.

Ancak bir farkla: Kahve Yemen’de olduğu gibi kaynatılarak değil, yepyeni bir yöntemle pişirilir. Çekirdekler havanda incelikle dövülür, güğümlerde ve cezvelerde, kısık ateşte, özü suya geçene kadar pişirilir. İşte "Türk Kahvesi"ni dünya sahnesine çıkaran şey, çekirdeğin kendisi değil, Türklerin icat ettiği bu pişirme tekniğidir. Saray mutfağında (Matbah-ı Amire) görevli 40 kişilik "Kahveci Usta"ları, bu lezzeti sultanlara layık bir şölene dönüştürür.

2. Tahtakale’de Bir Devrim: İlk Kahvehaneler

Sarayın yüksek duvarları arasında sevilen bu içecek, çok geçmeden sokağa iner. 1554 yılında, Suriye kökenli iki girişimci (Hakem ve Şems), İstanbul Tahtakale’de ilk kahvehaneyi açarlar.

Bu mekanlar, sadece bir içecek dükkanı değildir. İnsanların satranç ve tavla oynadığı, şiirlerin okunduğu, edebiyat ve siyasetin konuşulduğu yerlerdir. O kadar çok entelektüel sohbet döner ki buralarda, kahvehanelere "Mekteb-i İrfan" (İlim/İrfan Mektebi) adı verilir. Kahve, Osmanlı toplumunda sosyalleşmenin çimentosu olur.

3. Yasaklar ve Cazibe

Tarih boyunca kahve her zaman el üstünde tutulmaz. Bazen siyasi dedikoduların merkezi olduğu gerekçesiyle, bazen de tütünle birleştiği için (özellikle IV. Murat döneminde) kahvehaneler yasaklanır, kapatılır. Ancak kahvenin cazibesi o kadar güçlüdür ki, hiçbir yasak bu kokunun İstanbul sokaklarına yayılmasını engelleyemez.

4. Viyana Kapılarında Unutulan Çuvallar: Avrupa Kahveyle Tanışıyor

Türk kahvesinin tarihi sadece Doğu ile sınırlı kalmaz. Kahvenin Avrupa’ya açılması, aslında bir savaşın, II. Viyana Kuşatması'nın (1683) sonucudur.

Osmanlı ordusu Viyana kapılarından geri çekilirken, geride develer ve çuvallar dolusu kahve çekirdeği bırakır. Avusturyalılar bunları deve yemi zannederken, Osmanlıları iyi tanıyan bir ajan (Kolschitzky), bu çuvalları ister. İşte o çuvallar, Viyana’daki ilk kafenin ve dolayısıyla bugünkü Avrupa kahve kültürünün temelini atar. Yani bugün içilen Espresso’nun da Latte’nin de atası, o gün Viyana kapılarında pişen Türk kahvesidir.

5. UNESCO Tescilli Bir Miras

Yüzyıllar geçer, imparatorluklar yıkılır ama Türk kahvesi hayatta kalır. O kadar güçlü bir simgedir ki, 2013 yılında UNESCO, Türk Kahvesi ve Geleneği'ni "İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası" listesine ekler. Bu, kahvenin sadece bir gıda değil, bir yaşam tarzı olduğunun tüm dünyaca kabulüdür.

Tarihi Yudumlamak

Bir dahaki sefere cezvenizi ocağa koyduğunuzda, sadece su ve kahveyi karıştırmadığınızı hatırlayın. Özdemir Paşa’nın heyecanını, Tahtakale’deki şairlerin sohbetini ve Viyana kapılarındaki o tarihi anı cezvenize sığdırıyorsunuz.

Afiyet olsun ve o meşhur söz hiç unutulmasın: "Kahve Yemen'den gelir..." ama lezzetini bu topraklarda bulur.